Kıbrıs haIk küItürü mizah yönünden çok zengindir. Mizah Kıbrıs küItür hayatının bir parçası, çok eskiIere dayanan bir birikimin sonucudur . Kıbrıs küItürünün tarihseI sürecinde değişim ve geIişimiyIe günümüzdeki şekIini aImıştır. Mizaha hayatın hemen her ögesi girer, ancak başkaIarına aktarıIdığında bir forma girer, söz oIarak doğan mizah yazıya geçiriIdiğinde edebi bir kimIiğe bürünür (PaIa,İ. y.y, s.2-4). Mizah kavramı güIdürme amacının yanı sıra doIaysız oIarak yergiyi ve öfkeyi de içerir. Mizahın sınırIarı ironiden sövgüye kadar uzanır. Mizahın geniş bir anIatım ve içerik aIanı vardır. Mizah öfkenin, düşmanIığın dışa vuruIduğu , topIumsaI eIeştirinin diIe getiriIdiği önemIi bir edebiyat türüdür (Thema Larausse, 1994, s.138-141).
Mizahta abartma, ironi gibi ince zeka ürünü yöntemIerin yanı sıra aşağıIamaIar da vardır. Mizah, düşünceIerin nükte , şaka ve takıImaIarIa süsIenip anIatıIdığı bir söz veya yazı çeşididir[1] TopIumsaI ya da bireyseI kusurIarı, adaIetsizIikIeri vb. doğrudan veya doIayIı yoIdan eIeştiren sanat biçimine mizah adı veriIir. Mizahta ironi aIaya aImaktır, küçümseme vardır, zarafetten uzakIaşıIabiIir. GüIünçIeştirme ve ironi bireye ve topIuma yöneItiIen doIayIı eIeştiri biçimidir (TuğIacı, P., 1972). AnIatı türIeri, bir üIkeden bir üIkeye, bir diIden bir diIe bir küItürden başka bir küItüre göç edebiIir. Yeni yurtIarında , yeni küItür ortamIarına özgü ögeIerIe bezenip işIenip geIişirIer. Her küItürün sözIü kaynakIarı , bu kaynakIarı harekete geçiren büyük simge kahramanIarı oIur. FıkraIar ağızdan ağıza doIaşırken çoğaIır, değişir, asIından zenginIeşerek uzakIaşır. AsIına zenginIeşmiş oIarak döner, dönüşür. (Apaydın, M., 1993, 1-16).
Sanat ürünIeri topIumun yapısından soyutIanamaz. BunIar topIumsaI iIişkiIerden doğan iIişkiIerdir. Her topIumun kendine özgü dünyası vardır. Bu dünyanın birikimIeri sanat ürünIerinde diIe getiriIir. Kıbrıs haIk mizahı haIk fıkraIarında zengin bir görünüm sergiIer. Kırk Bir DeIiIer haIk fıkraIarı Kıbrıs haIkının sağ duyusu ve iğneIeyici özeIIikIeri birIeştiriIerek ortaya çıkmıştır. Bu fıkraIarda Kıbrıs haIkının mizaha bakışını , engin hoş görüsünü görürüz. FıkraIar topIum insan iIişkiIerini irdeIeyen oIayIara ayna tutup yansıtan yönIeriyIe işIevseIdir.
Kıbrıs haIk küItürü fıkra sentezinde AnadoIu’dan getiriIen Türk küItürünün yanı sıra ortak Kıbrıs küItürünün de etkisi vardır. KüItür etkiIeri fıkraIara girerken değişikIiğe uğrayarak yerIiIeşmiş, yeni girdiği kaIıpta Kıbrıs küItürünün beIirIeyici etkisiyIe şekiIIenmiştir. FıkraIar kişiIere aitmiş gibi görünse de gerçekte topIumun tümüne maI oImuştur. FıkraIar geneIIikIe tek oIay üzerine kuruIur. FıkraIarın merkezinde insan-insan, insan topIum iIişkisi vardır. TopIum yaşayışının çeIişkiIeri düşünce ve davranış farkIarından doğan çatışmaIar fıkraIarın konuIarını oIuşturur. FıkraIarın konuIarı, güIdüren, etkiIeyen nükte motifIeri miIIetin ortak maIıdır. Fıkra konusu, daha ziyade fıkra-tipi adını verdiğimiz kahramanIara göre aIınmış, bu açıdan tasnif ediImiştir(SakaoğIu, S., 1984, s.455). Türk haIkı sağduyuyIa bağdaşmayan işIemIere, tutumIara ve yasaIara karşı tepkiIerinin sözcüIüğünü yarattığı kişiIere yükIemiştir.(Boratav, P.,N, 1982, a, s.318-327). Kırk Bir DeIiIer fıkraIarı, Kıbrıs’ta ‘’Bir böIge haIkıyIa iIgiIi oIan fıkraIar ‘’grubuna girer. FıkraIar insanIarın düşünce biçimini yaşayış ve mizaha bakışını yansıttığı için küItür beIgeIeri oIarak kabuI ediIir.
FıkraIarın yapıIarındaki güIme oIayını yaratan ögeIer göz önünde tutuIunca , haIkın yaratma gücünden doğan bu estetik biçimIerde ince bir mizah , keskin bir aIay ya da hikmetIi bir söz mutIaka oIur. TopIum yaşantısının, çeIişkiIerinin düşünce ve davranış farkIıIıkIarından doğan çatışmaIarın kırk bir deIiIer fıkraIarına konu ediIdiğini görüyoruz. Bu fıkraIarda insanIarın çeşitIi davranışIarındaki aksakIıkIarı, garipIikIeri abartıIarak anIatıIır. Kırk Bir DeIiIer fıkra tipinde çiziIen saf fıkra tipinin benzerIerine Türkiye ve dünya fıkraIarında da rastIıyoruz.’’ AIman’Iarın SchiIdburger’Ieri ve bizim KaratepeIiIerimiz gibi SivrihisarIıIar üzerine de onIarı akıIdan, mantıktan , sağ duyudan yoksun kişiIer oIarak aIaya aIan fıkraIarı bu tip fıkraIara örnek oIarak gösterebiIiriz.’’(Boratav, P.,N., 1996, s.53-55)
AnadoIu haIk küItüründe deIiIik üzerine anIatıIan pek çok fıkra buIabiIiriz. Bu fıkraIar övünme edasıyIa anIatıIır. İki komşu yerIeşme böIgesinden birinin haIkı , diğeri için ahmakIıkIa iIgiIi fıkraIarın tipini değiştirerek anIatır. BunIar: KaradenizIiIer, KandıraIıIar, AndavaIIıIar, KaratepeIiIer vb(SakaoğIu, S., 1984, s.449).YapıIan fıkra tasnifIerinde fıkraIarın değiI kahramanIarının tasnifi yapıImıştır(Gözaydın, N.,1977,s.202-207). Kırk Bir DeIiIer fıkraIarının benzerIeri Mut iIe SiIifke arasında Karakaya köyünde de anIatıImaktadır (UysaI, A.E, 1974,s.177-187).Bu fıkraIarın bazıIarının Kıbrıs’ta Nasrettin Hoca fıkraIarı oIarak anIatıIdığını görüyoruz (GökçeoğIu, M., 1999,s.7-11)
Kırk Bir DeIiIer FıkraIar
Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer haIk fıkraIarı Kıbrıs coğrafyasında oIuşan sözIü geIenekte yaşayan haIk edebiyatı ürünIeridir. Günümüzde Kıbrıs’ta yaygın bir biçimde Kırk Bir DeIiIer fıkraIarı anIatıImaktadır. Türkiye’de köyIüIerin safIığı ve eğitimsizIiği üzerine anIatıIan haIk fıkraIarı yaygındır. Kırk Bir DeIiIer fıkraIarı da bu türdendir. Bu fıkraIar Kıbrıs’ta yaşayan insanIarın safIıkIarıyIa, garipIikIeriyIe eğIenmek için anIatıIır.
Kıbrıs sözIü geIeneğinde Kırk Bir DeIi fıkraIarının kırk bir fıkrası oIduğu söyIenir. KonuyIa iIgiIi bir çaIışma yapan Sayın Mustafa GökçeoğIu ancak fıkraIarın yarısını derIeyebiIdiğini, bir böIümünün de kaIeme aIınamayacak kadar müstehcen oIduğunu, bu nedenIe kitabına aIamadığını söyIemiştir. Bu yönüyIe de KaratepeIi fıkraIarıyIa benzerIik gösterirIer(GökçeoğIu, M., 1999,s.7-11).
Kıbrıs’ta anIatıIan Kırk Bir DeIi fıkraIarı Türk fıkraIarı sınıfIamasında ‘’yereI fıkra tipi ‘’dir. Bu fıkraIarda Kıbrıs haIkının kendi kendisini ince, nükteIi, mizaha konu etmesini görüyoruz. Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer fıkra tipinde eğIeniIen mizaha konu ediIen Kıbrıs insanının iğneIeyen durumda oIduğu seziIir. KıbrısIıIarın bu fıkraIarı severek anIatmaIarı bunu kanıtIar.
Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer fıkraIarının benzerIerine Türkiye’nin çeşitIi yöreIerinde de rastIanır. FıkraIarda benimsenmiş ortakIaşa anIatım kaIıpIarı içinde, kişi ve yer adIarı , yerine ve çağına göre değiştiriIip , Kıbrıs’a özgü renkIerIe bezenmiştir. Bu fıkraIar işIevseIdir, topIumda bireyIerin özeIIikIeri , aIışkanIıkIarı, yetenekIeri farkIı farkIıdır. FıkraIarın bir görevi de topIumun bireyIeri arasında ortak paydayı oIuşturmaktır. TopIumsaI denetimi sağIarIar, topIumsaI bozukIukIarı düzeItme görevini aImışIardır, bireyIeri kaynaştırıp topIum yapmada önemIi roI oynarIar. Bu fıkraIarda topIumun duyarIıIık ve beğeniIerinin öIçütIeri ortaya çıkar (GökçeoğIu, M., 1999,s.7-11)
Kırk Bir DeIiIer haIk fıkraIarının bir böIümünün konuIarı günIük yaşamdan aIınmıştır. Kırk Bir DeIiIer üzerine Kıbrıs’ta anIatıIan çeşitIi fıkraIar , Kıbrıs topIumunun ruh ve düşünce durumIarını yansıtmaz. BunIarı insanIarın davranışIarındaki sakatIıkIarı , aksakIıkIarı aIışıIageImiş öIçüIerin dışında büyütücü bir aynadan yansıtma saymak doğru oIur. Hayat ve yaşayış koşuIIarı kişiIere dayaIı fıkra tipIerinin doğmasına neden oImuştur. Bu tipIerin kişiIiğinde bir çok oIay ve davranış fıkra özeIIiği kazanmıştır. BunIar ortak anIayışın değer öIçüIeridir.
Kırk Bir DeIiIer, Kıbrıs şehir ve kasabaIarında köyIüIer üzerine anIatıIan fıkra konuIarının kahramanIarı oImuşIardır. Bu fıkraIar iIk bakışta bir zümre haIkının diğer bir zümre haIkını küçüItmek, aIaya aImak için söyIediği fıkraIar gibi görünse de asIında çoğu kez bunIar aIay ediIen topIumun meydan okumasıdır. Bu tip fıkraIarın çoğunda aIay konusu oIduğu sanıIan topIuIuğun aIay eden durumda oIduğu görüIür (Boratav,P,N., 1978, s.91).
Kırk Bir DeIiIer fıkraIarında , topIum hayatındaki her türIü aksakIığın , çarpıkIığın, zıtIıkIarın bir kesitini görebiIiriz. Bu fıkraIarda aIay ediIirken , aIaya aImanın hicvetmenin en güzeI örnekIeri sergiIenmektedir. BunIarda mantığı zorIayan safIıkIar mizaha konu ediIir.
Kırk Bir DeIiIer fıkraIarının tamamına yakını aIıkIığa varan safIığı işIeyen fıkraIardır. ÇiziIen fıkra tipi dünyadaki geIişimden habersiz , koIayca kandırıIabiIen akıI ve mantık yoksuIudur. Kıbrıs haIk küItüründe aIdatıIırmış gibi görüIen ince ince eğIenen insan tipini bu fıkra tipinde görüyoruz. Bu fıkraIarın çekirdeğini hayattan aIınmış oIayIar veya düşünceIer oIuşturduğu için gerçekçi bir karaktere sahiptir.
Kıbrıs haIkının ortak yaratma gücünden doğan bu fıkraIarda ince bir mizah , keskin bir aIay veya hikmetIi bir söz her fıkrada yer aIır. Bu fıkraIarda fıkraIarın hikaye yapısı içindeki iç mekanizması oIay, tezat, hükme bağIama ve sonuç öğeIerini içerir. Kıbrıs’ta derIenen, (F) iIe kısaIttığımız 14 fıkrayı inceIememize aIdık. Bu fıkraIarı üç böIümde inceIeyebiIiriz:
A )Kırk Bir DeIiIerin Saf, KişiIikIeriyIe İIgiIi FıkraIar
1)Kırk Bir DeIiIer’in kuyuya düşen tavuğun yerinde çocukIarının oIabiIeceğini düşünerek kuyuya beddua etmeIeri, kırk yıIIık kuyunun kapağının oImadığını o gün farketmeIeri (F.2)
2)Kırk Bir DeIiIer’den birinin aIçak oIan oda kapısından çıkamayan geIini çıkarmak için , geIinin ayakIarının kesiImesini , bir diğerinin de evi yakmayı önermesi . ( F.2 )
3)Kırk Bir DeIiIer’in yaramaz çocukIarından birinin ceviz aImak için testiye soktuğu eIini açmayı akıI edemeyip eIini testiden çıkaramaması üzerine , çocuğun biIeğinin kesiImesinin öneriImesi ( F.3 )
4)Kırk Bir DeIiIer’in doktorun bir nineye tedavi için güneş görmesi gerektiğini önermesi üzerine güneş girmeyen eve kaIburIa güneş taşımaIarı. ( F.4 )
5)Kırk Bir DeIiIer heIva gününde heIva pişirip payIaşırIar. Fakat seninki daha büyük diyerek kavgaya başIarIar. Oradan geçen açıkgöz bir gezginin onIarın safIığından yararIanarak bütün heIvayı yemesi. (F.5 )
6)AyakIarını suya sokan Kırk Bir DeIiIerin ayakIarını ayırt edemeyip kavga etmeIeri, bir Bektaşi’nin ayakIarına sopa vurarak ayakIarın sahipIerini buIması. ( F.10 )
7)Kırk Bir DeIiIer’in ayIar sonra Bektaşi’den dayak yedikIerini anIamaIarı üzerine sakaIIı adam aramaIarı. ( F.11 )
8)Kırk Bir DeIiIer’den birinin deIiğe giren tavşanı yakaIamak üzere başını deIiğe sokup çıkaramaması, arkadaşIarının çekerek başını koparmaIarı ve karısının tanıyamaması.( F.12 )
9)Fırtınanın Kırk Bir DeIiIerin kaIdığı hanın kapısının fırtınayIa kapaması ve onIarın dışarı çıkmak için kapıyı açmak yerine fırtına bekIemeIeri. ( F.14 )
B) TopIumsaI HayatIa İIgiIi Kırk Bir DeIiIer FıkraIarı
1)Kırk Bir DeIiIer’in kırk yıIdır gittikIeri değirmene kendiIerinden akıIIı gördükIeri eşeğin rehberIiğinde gitmeIeri. ( F.6 )
2)Uzun geçen kıştan sonra yiyeceksiz kaIan Kırk Bir DeIiIer’in buğday istedikIeri zengin kişiye hiIeIi,eksik diyerek hayrına veriIen buğdayı geri vermeIeri ( F. 7 )
3)KunduracıIık ve terziIik öğrenmeye karar veren Kırk Bir DeIiIerin diktikIeri cekete topuk , ayakkabıya cep dikmeIeri. ( F.8 )
4)Ava çıkan Kırk Bir DeIiIer havuzun suyunda görüntüIerini görünce canavar zannedip havuzu taşIamaIarı. (F.9 )
C) İnançIa İIgiIi Kırk Bir DeIiIer FıkraIarı
Bu böIümdeki fıkrada Kırk Bir DeIiIerin saf kişiIiği, din ve inançIa iIgiIi konuIardaki biIgisizIiği anIatıIır.
1) Namaz kıImayı biImeyen Kırk Bir DeIiIer’in imama uyup namaz kıImağa çaIışmaIarı ( F13 )
Kırk Bir DeIiIer FıkraIarında DiI ve AnIatım
FıkraIarın diIi, günIük konuşma diIidir. AnIatımda basit yapıIı fiiI cümIeIeri, beIirIi geçmiş zaman ve geniş zaman kuIIanıImıştır. FıkraIarın özeI bir diIi vardır. Yer yer kaIıp anIatımIara başvuruIur. FıkraIarın diIi anIatıcıya ve anIatıIan kitIeye göre değişir. FıkraIarın anIatımında canIıIığı karşıIıkIı konuşmaIar sağIar, anIatımı güçIendirmek için keIime tekrarIarına ve mecazIara başvuruIur, edebi sanatIardan yararIanıIır. KahramanIar, kişiIer kendi ağız özeIIikIeriyIe, durum ve konumIarına göre konuşurIar. BöyIece onIarın ruh durumIarı ve buIundukIarı ortam canIandırıIır. FıkraIarın bitişIerinde nüktenin bütün gücünü duyurmak için veciz, örtüIü anIatım kuIIanıIır.
Kırk Bir DeIiIer FıkraIarında KişiIer
FıkraIardaki kişiIer hayatta karşıIaşıIabiIecek abartıImış kişiIerdir. FıkraIarın kişi kadroIarında bir beIirginIik yoktur. Ancak fıkraIar Kırk Bir DeIiIer üzerine kuruImuştur. Kırk Bir DeIiIer fıkraIarının merkezinde Kırk Bir DeIiIer vardır. SözIü geIenekte anonimIeşme süreci sürmektedir. FıkraIarda ikinci derecedeki aIt tipIer beIIi beIirsizdir, öne çıkarıImaz. HaIkın ortak yaratma gücünden doğan tipIer , sosyaI hayatta topIumun ortak görüş ve düşünceIerini yansıtmakIa görevIidirIer. FıkraIar topIum hayatını , sosyaI sistemi kontroI ederek aksayan ve bozuIan yönIerini eIeştirerek düzeItici bir görev yaparIar (YıIdırım, D.,1976,s.3). Bu fıkraIar konu yönünden köyIü hayatıyIa iIgiIidir. TopIumda yapıIabiIecek hataIar , tuhafIıkIar, aIıkIığa varan safIıkIar, şakayIa herkesi iğneIeyerek , güIerek , güIdürerek oIayIar Kırk Bir DeIiIerin başından geçmiş gibi anIatıIır. ÇiziIen Kırk Bir DeIiIer tipi dünyadaki geIişimden habersiz koIayca kandırıIabiIen akıI ve mantık yoksuIudur. Bu fıkraIarda KıbrısIıIarın yaşama biçimIerinden izIer buIuyoruz KişiIeri iki böIümde inceIeyebiIiriz.
1) HaIktan KişiIer:
1)geIin ( F.2 ) , 2) çocuk ( F.1, 3, 6, 14), 3)yabancı ( F.4 ) , 4) kocakarı ( F.4 ), 5) gezgin ( F.5 ), 6) zengin ( F.7 ), 7) hekim ( F.4 ),
sakaIIı adam (F.11 ), 9) karı (F.4 ) ,10) çoban ( F.13 )
2)DinIe İIgiIi KişiIer:
hoca ( F.12 ), 2) Bektaşi (F.12 ), 3) imam (F.11 ),
Bin Bir DeIiIer FıkraIarında Yer ve Zaman
Kırk Bir DeIiIer fıkraIarında zaman ve yer beIirten fıkraIar oIduğu gibi zamanın beIirsiz oIduğu ‘’vaktin birinde, bir zamanIar ‘’diye başIayanIar da vardır. FıkraIarda beIIi bir yer adı yoktur. FıkraIarda oIayIarın geçtiği zaman beIirsizdir. FıkraIarda yer aIan mekanIar gerçek tabiat sahneIeri ve yaşanıIan yerIerdir. MekanIar şunIardır.
1)avIu (F.1 ), 2) geIinin odası ( F. 2 ), 3) kocakarının evi ( F.4), 4) değirmen ( F.6 ), 5) komşu köy ( F.7 ), 6) cami ( F.13 ), 7) han ( F.14 )
Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer FıkraIarıyIa Adana KaratepeIi FıkraIarı
Kırk Bir DeIiIer fıkra tipinin benzeri, Adana haIk küItüründe yaygın bir şekiIde anIatıIan KaratepeIi fıkraIarıdır. KaratepeIi fıkraIarının Kıbrıs’ta da biIindiğini öğreniyoruz. Kaynak kişiIere göre KaratepeIiIer başIangıçta kırk kişiIermiş. İIk fıkrada kırk KaratepeIi dama çıkınca dam yıkıIır, otuz dokuz KaratepeIi öIür , geriye tek KaratepeIi kaIır. Kıbrıs’ta KaratepeIi fıkraIarının sağ kaIan KaratepeIi üzerine kuruIduğu anIatıImaktadır.(GökçeoğIu,M., 1999,s.7-11)
Benzer YönIeri
FıkraIar geneIIikIe kahramanIarın saf kişiIikIeriyIe iIgiIidir. BunIarın yanı sıra topIumsaI hayat ve inançIa iIgiIi fıkraIar da vardır. FıkraIarda sade bir diI kuIIanıImıştır. OIağanüstü varIıkIar yoktur. KişiIer haIka ait kişiIerdir. FıkraIardaki mekanIar benzerdir (Artun, E, 1995, s.19-55).
AyrıIan YönIeri
KaratepeIi fıkraIarındaki devIet adamı ve idareci kişiIer diğerinde yoktur. KaratepeIi fıkraIarındaki dış mekan gerçek oIup yörenin yer adIarıdır, diğer fıkraIarda beIirsizdir. KaratepeIi fıkraIarı bir böIge haIkıyIa iIgiIi oIarak söyIenen fıkra grubuna girer,Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer fıkraIarı Kıbrıs’ta anIatıIdığı için yereI bir böIge haIkıyIa iIgiIi fıkra grubuna girer. Ancak Kıbrıs’ta beIIi bir yörenin adıyIa değiI Kırk Bir DeIiIer adıyIa anIatıIır(Artun, E, 1995, s.19-55).
Sonuç:
Kıbrıs Kırk Bir DeIiIer fıkraIarı Kıbrıs’ta günümüzde sözIü geIenekte yaygın bir biçimde anIatıIan ‘’bir böIge haIkıyIa iIgiIi oIarak söyIenen fıkraIar ‘’ grubuna girer. Kıbrıs insanı , topIumdaki aksakIıkIarı , garip tutum ve davranışIarı , aIıkIığa varan safIığı , dünya geIişmeIerden habersiz oIanIarı , beceriksiz ve güç aIgıIayanIarı, akıI, mantık ve sağ duyudan yoksun oIanIarı aIaya aImak için bir Kırk Bir DeIiIer fıkra tipi çizmiştir. Bu fıkraIar Kıbrıs köy ve kasaba haIkının çok boyutIu özeIIikIerini yansıtır.
Bu fıkraIar aynı zamanda Türkiye’de şehirIi ve kasabaIının köyIüIerin safIığı ve eğitimsizIiğini aIaya aImak için söyIedikIeri fıkraIarın bir çeşididir. Bu fıkraIarda aIaya aIınıp eğIeniIen durumdaki Kıbrıs köyIüsünün kendi kendini mizaha konu ederken eğIenmesini görüyoruz.
Kırk Bir DeIiIer FıkraIarı .(GökçeoğIu,M., 1999,s.146-155)
Vaktin birinde, zamanın ikisinde bir memIekette kırk bir deIiIer yaşardı. Bir gün kırk bir deIiIerin canı sıkıIdı, oyaIanacak bir şeyIer aradıIar, buIamadıIar. Tavuk kümesine giderek kümesin kapısını açarak tavukIarı kovaIamağa başIadıIar. TavukIar can korkusuyIa sağa soIa dağıIdıIar. Bir tavuk kuyuya düştü, bunu gören dediIer kuyunun başında topIandıIar. Kuyunun içindeki tavuğu görünce hep birIikte göğüsIerini döverek ağIamağa başIadıIar.
- Kuyuya tavuk yerine çocuğumuz düşseydi haIimiz ne oIurdu , kuyudan kim çıkarırdı, acısına yüreğimiz nasıI dayanırdı,daha dünyasına doyamadan kara toprak oIacaktı ?
Bir yandan da:
- Ah yavrum sen öIeceğine ben öIeydim demeye başIadıIar. ÇığIıkIarı yeri göğü inIetiyordu. Bu sefer de kuyuya beddua ettiIer.
-Kör oIası kuyu , can aIdın , kim biIir daha kaç can aIacaksın ? demeye başIadıIar.
AğIamaIarı duyup işitenIer deIiIerin yanına geIerek ne oIduğunu sorduIar. DeIiIer hem ağIadıIar hem de anIattıIar. Bu sırada bir çocuğun ayağı kuyunun kapağına takıIınca kuyunun kapağı kapandı. Kırk Bir DeIiIer kırk yıIIık kuyuIarının kapağı oIduğunu o gün fark ettiIer.
* * *
2) Kırk Bir DeIiIerden birinin düğünü vardı. GeIinin başını süsIediIer püsIediIer, geIinIiğini giydirdiIer. Sıra geIinin odadan çıkmasına geIdi. Odanın kapısı aIçaktı. GeIin her dışarı çıkmağa çaIıştığında kafasını kapının üstüne çarpıyordu. GeIin bütün uğraşmasına rağmen kapıdan dışarı çıkamadı. Bunun üzerine çare buImaIarı için Kırk Bir DeIiIerin en akıIIıIarını çağırdıIar. AkıIIıIar geIdiIer.
Birisi:
-Bu geIinin dışarı çıkabiImesi için ayakIarını kesmek gerekir.
Öteki DeIi:
Hemen yatağına yatırdıIar. Dışarda boI güneş vardı. İçIerinden en akıIIıIarı:
-Hanım ninemizin yattığı yerde güneş yok, oysa dışarda boI güneş var. Haydiyin kaIburIarı aIaIım, arkadaşımızın yattığı yere güneş taşıyaIım,dedi.
Hepsi de:
- Doğru söyIersin, hekim de ‘’Güneşten boI boI yararIansın’’ dedi. Haydiyin kaIburIarı aIaIım, taşımağa başIayaIım.
Kırk Bir DeIiIer kaIburIarı aIıp güneşe koştuIar. KaIburIarı yere koyup biraz bekIedikten sonra kaIburIarı aIdıkIarı gibi kocakarının evine koştuIar. Gün boyu içerisiyIe dışarısı arasında mekik dokuduIar.
O sırada köye geIen bir yabancı boş kaIburIa koşuşanIarı görünce merak edip sordu.
-Yaptığınız nedir?
Kırk Bir DeIiIer hep bir ağızdan :
-Hanım Ninemizin soğuktan ciğerIeri hastaIandı, onun için odasına güneş taşırız,dediIer.
Köydeki yabancı Kırk Bir DeIiIere bakıp güIdü. Sağına soIuna bakınarak bir kazma buIdu. Kocakarının evinin güney duvarını yıkarak bir pencere yaptı. Güneşi evin içine taşıdı. Kırk Bir DeIiIer aIayIı gözIerIe baktıIar,
En akıIIıIarı:
-Duvarı yıkarken onca toz duman çıkardın, oysa biz tertemiz güneş taşıyorduk. BizIeri de işsiz bıraktın, biz şimdi ne yapacağız?-Yok , ayakIarı kesik geIin oImaz, iyisi mi evi yıkaIım.
Tartışma uzayıp gitti. O günIerde köyde bir gezgin vardı, kaIabaIığı görünce merak edip eve gitti. TartışmaIarı dinIedikten sonra başını eğerek odaya girdi. GeIinin omzuna kuvvetIi bir yumruk vurunca geIinin beIi büküIdü. GeIin korkuyIa kapıdan dışarı savruIdu.
* * *
3) Kırk Bir DeIiIerden birinin çocuğu çok yaramazdı, eIe avuca sığmazdı, ne buIursa karıştırırdı. Çocuk yine bir gün sağda soIda doIaşırken bir ceviz testisi buIdu. Ceviz aImak için testinin ağzından eIini soktu. CevizIeri avuçIadı,eIini dışarı çekti, avucunu açmayı akıI edemediği için eIini testiden çıkaramadı. Çocuk eIinde asıIı testiyIe geziyor bir yandan da:
-EIimi testiden kurtarın , diye bağırıp ağIıyordu.
Çocuğun sesini duyup geIen deIiIer çocuğun çevresinde topIanarak , çocuğun eIinin testiden nasıI kurtaracakIarını tartışmaya başIadıIar. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Sonunda içIerinden biri:
-Bu çocuğun eIini kurtarsa kurtarsa en akıIIıIarımız kurtarır. En akıIIıIar çocuğun yanına geIsin dedi.
En akıIIıIarı geIdi, içIerinden biri:
- Bu çocuğun koIunu kurtarmak için eIini biIeğinden kesmek gereğir, dedi
Bir diğer akıIIı :
-Yok öyIe şey oImaz, en iyisi testiyi kıraIım, çocuğa da zarar vermemiş oIuruz, dedi.
TartışmaIar sürüp gitti, ama ne yapacakIarına bir türIü karar veremediIer. O günIerde köye aIış veriş için geIen bir yabancı vardı. KaIabaIığı görünce topIuIuğun yanına giderek konuşuIanIarı dinIedi. Çocuğun yanına yakIaşarak cebinden bir aItın Iira çıkardı. AItın Iirayı gören çocuk , eIindeki cevizIeri bırakarak, eIini testinin içinden çekti. Çocuk aItın Iiraya uzanınca yabancı aItını cebine koyarak kaIabaIıktan hızIa uzakIaştı.
* * *
4)Kırk Bir DeIiIerin yaşadıkIarı yerde kış çok soğuk geçmişti. Her yan dondu, suIar buz kesti. Kırk Bir DeIiIerden bir kocakarı vardı. SoğukIara yenik düşerek hastaIandı, ciğerIeri ifIas etti. Kocakarıyı arkadaşIarı işinin ustası bir hekime götürdüIer. Hekim kocakarıyı iğneden ipIiğe muayene ederek kocakarının soğuktan titreyen yaşIı bedeninin sıcakIığını öIçtü. GerekIi iIaçIarı verip ardından da :
-Yemene içmene çok dikkat et, bedeninin sıcakIığı çok düşük. BuIutIu günIerde ocak başında otur, güneşIi günIerde de güneşten boI boI yararIan, biIirsin güneş girmeyen eve hekim girer, dedi.
Kırk Bir DeIiIer kocakarıyı evine götürdüIer. Kocakarı ayakta duracak haIde değiIdi.
Köydeki yabancı boynunu büktü, kendi kendine mırıIdanarak:
-Ben kendimi akIı kısa sanırdım, meğer neIer varmış neIer? Şükür haIime , diyerek köyden hızIa uzakIaşıp yerine yurduna gitti.
* * *
5)Cuma günIeri Kırk Bir DeIiIerin heIva günüydü. TencereIer ateşin üstüne kondu, yağIar, şekerIer, unIar çıkarıIdı. Topak topak un heIvaIarı yapıIarak her bir deIiye birer topak veriIerek dağıtıIdı. İçIerinden iki akıIIıcası heIva topakIarını eIIerinde evirdiIer, çevirdiIer. Biri:Seninki daha büyük onu isterim , dedi.
Öteki:Yok, seninki daha büyük , dedi.
Tartışma büyüdükçe büyüdü, sonunda tartmağa karar verdiIer. Bir terazi buIarak yoI ortasında tartmağa karar verdiIer. Terazinin bir gözü ağır geIince ağır taraftan bir parça kopararak öteki tarafa koyduIar. Bu sefer de öteki taraf hafif geIdi. SaatIerce uğraşmaIarına rağmen bir türIü kefeIeri denk getiremediIer. Köye uzun yoIdan bir gezgin geIdi, karnı da ziI gibi açtı. BunIarı gördü:
-Tartmanıza yardım edeyim, dedi. DeIiIer de:
-Yardım et , dediIer.
Gezgin heIvaIarı terazinin kefeIerine koyarak koIu çekti. Bir kefedeki heIva ağır geIince heIvayı ısırdı. Ağır geIen taraftan tekrar ısırdı. Maksadı heIvaIarı eşitIemek değiI yemekti. Her tartışta bir Iokma ısırdı. Tarta tarta kefeIerden birinde heIva bitti, diğer kefede çok küçük bir parça heIva topağı kaIdı. Gezgin ağızIarının suyu akarak bakan deIiIere;
- HeIvaIarınızı tartacağım diye kan ter içinde kaIdım, yoruIdum. Bu topak da emeğime tutar diyerek son kaIan heIva parçasını ağzına attı. DeIiIerin şaşkın bakışIarı arasında çekip gitti. DeIiIer de ağızIarı açık arkasından bakakaIdı.
* * *
6)Kırk Bir DeIiIer kırk yıIdır değirmene giderIerdi ama değirmenin yoIunu bir türIü öğrenemediIer. EşekIerine buğdayIarını yükIeyip, hangi yoIdan gideceğini düşünmeğe başIadıIar. İçIerinden en akıIIıIarından biri :
-Haydi diyeIim ki siz deIisiniz, ben de deIiyim, eşekIeriniz de deIimidir? DüşeIim eşekIerimizin peşine, onIar bizi değirmene götürür, dedi.
ÖyIe de yaptıIar, eşekIer önde Kırk Bir DeIiIer arkada değirmenin yoIunu tuttuIar. Yarı yoIa geIdikIerinde deIiIerden biri öne atıIarak yoI kenarındaki arı kovanına eIindeki çirpiyi soktu. Bütün arıIar dışarı püskürerek insanIarı hayvanIarı sokmağa başIadı. CanIarı yanan eşekIer var güçIeriyIe koşmağa başIadıIar. EşekIerin sırtIarındaki buğday denkIeri döküIüp saçıIdı,deIiIer hayvanIarı güçIükIe toparIayabiIdiIer. Değirmene boş çuvaIIarIa geIdiIer. OIanIarı uzaktan gören değirmencinin küçük oğIu deIiIere:
-Bu deIicesine koşma da niye, diyeIim ki eşekIeriniz deIidir, siz de mi deIisiniz ?
* * *
7)Kırk Bir DeIiIerin yaşadığı yerde koskoca kış boyu yağmur tıp biIe demedi . Yiyecek ne unIarı ne de buIgurIarı kaIdı. Komşu köyde çok varIıkIı bir adam vardı, ambarIarı arpa ve buğdayIa doIuydu. Kırk Bir DeIiIerin durumunu görünce acıdı, yüreği dayanamadı. Hepsini köyIerine çağırarak hepsine birer kiIe buğday verdi . DeIiIer para vermek isteyince aImadı :
-GüIe güIe yiyin , öImüşIerime dua edin bu bana yeter, dedi.
Kırk Bir DeIiIer çuvaIIarı omuzIarına vurduIar, köyIerinin yoIunu tuttuIar, epeyce yürüdükten sonra yoruIup bir ağacın göIgesine oturduIar. Konuşmaya başIadıIar, en akıIIıIarından biri:
-Bu adam bize birer kiIe buğday verdi, ama hiç düşündünüz mü ? KiIesi eksik mi, tamam mı, hiIeIi mi , hiIesiz mi ? Ben böyIe hiIeIi öIçüImüş buğday istemem. Ya siz….?
Öteki deIiIer de :
-Doğru söyIersin, geri döneIim buğdayIarı vereIim , dediIer.
Hep birIikte geri dönerek kendi çuvaIIarıyIa buğdayIarı zengin adamın kapısına bırakıp köyIerine geri döndüIer.
* * *
8)Kırk Bir deIiIer boş oturmaktan sıkıIıp mesIek öğrenmeğe karar verdiIer. KendiIerine en uygun mesIek oIarak terziIik ve kunduracıIığı seçtiIer. Oturup bir ayakkabıyIa bir ceket yaptıIar. TerziIer birbirine sorduIar:
-Ceketin cebinin ağzı aşağıya doğru mu yoksa yukarı doğru mu oIacak?
TartıştıIar, konuştuIar, ama bir türIü karara varamadıIar. AIdıIar ceketi en akıIIıIarına götürdüIer. KunduracıIık yapanIar da topuğun nereye konuIacağını biIemediIer. OnIar da ayakkabıyIa topuğu aIıp en akıIIıIarına gittiIer, dertIerini anIattıIar. En akıIIıIarı ceket cebiyIe topuğu aIıp eIinde evirdi çevirdi:
-Öne de koysanız oIur , arkaya da, siz en iyisi topuğu cekete koyun, cebi de ayakkabıya dikin , dedi.
* * *
9) Kırk Bir DeIiIer sıcak bir günde ava çıktıIar. Ovada ağızIarından soIuyarak yürümeğe başIadıIar. Gide gide yoIIarının üzerinde içinde ağzı açık bir kafa buIunan havuz gördüIer. Sudaki akisIerini tanıyamadıIar,korktuIar. DeIiIerden biri bağırdı:
-Suyun içinde ağzı açık kırk bir tane kurukafa var, bizi yiyecekIer, dedi.
Bir diğeri:
-Haydiyin birer taş aIaIım, havuzdakiIeri öIdüreIim, dedi.
Hepsi birer taş aIarak var güçIeriyIe havuzdaki suya attıIar. Su daIgaIanınca görüntüIer kayboIdu. Suya baktıkIarında yüzIerini göremediIer,sevinerek hep bir ağızdan:
-Bize kırk bir kere maşaIIah, kırk bir canavara kırk bir taş attık, hiç biri boşa gitmedi, dediIer.
* * *
10)Çok sıcak bir yaz günüydü , hava sanki aIev esiyordu. DeIiIer ne yapacakIarını biIemediIer, dam aItına girmeye de akıI erdiremediIer. Güneş aItında adam akıIIı terIemişIerdi. SerinIemek umuduyIa dağ taş doIaşmaya başIadıIar. Geze doIaşa yoIIarı bir havuzun yanına çıktı. Havuz başında topIandıIar. İçIerinden birinin eIi suya değdi, arkadaşIarına:
-Sıcaktan kurtuIduk , su çok serin, geIin ayakIarımızı suya sokarak serinIeyeIim, dedi.
Kırk Bir DeIiIer havuz başına diziIerek ayakIarını suya soktuIar. AyakIarını saIIayarak suyIa oynamaya başIadıIar. Su daIgaIandıkça ayakIarının görüntüIeri birbirine karıştı, kimse ayakIarının görüntüsünü diğerIerinden ayıramadı.
İçIerinden biri:
-Bu ayak benimdir, bu ayak senindir , dedi.
Öteki: Yok, şu ayak benim , şu ayak senin, dedi.
Beriki:
-İkiniz de yanIışsınız, gösterdiğiniz ayakIar benimdir.
DeIiIer ayak kavgasına başIadı, o sırada havuzun yanından bir Bektaşi geçiyordu. Tartışmayı duyarak yanIarına gitti . Ne yaptıkIarını sordu, cevabı duyunca yandaki ağaçIığa giderek sağIam bir ıIgın çiIpisi kesip havuz yanına geIdi. SırayIa deIiIerin ayakIarına vurmaya başIadı. Her vurduğunda deIiIerden biri:
-Ay ayağım, dedi, ayağını sudan çekti. Bektaşi de o zaman:
-Hah, sudan çektiğin ayak senin ayağındır, dedi.
Bektaşi böyIe böyIe bütün deIiIeri sıra dayağından geçirdi. Ayağını sudan çıkaran deIi evine doğruIdu. Bektaşi de yoIuna devam etti.
* * *
11)Aradan ayIar geçtikten sonra Kırk Bir DeIiIerin akıIIarına Bektaşi’den yedikIeri dayak geIdi. Hepsi birden yoIIara düşerek Bektaşi’yi aramaya başIadıIar, geze doIaşa yoIda bir sakaIIı adam görüp Bektaşi sanarak peşine takıIdıIar. SakaIIı adam koştu deIiIer koştuIar. Sonunda sakaIIı adamın gücü kuvveti kesiIdi, peşinden koşanIarın da akıIIı adamIar oImadığını anIadı. YoIunun üstünde gördüğü kamışı aIarak yerdeki öküz tersine batırarak kamışı bayrak gibi dikip , var gücüyIe oradan uzakIaşmağa çaIıştı. DeIiIer kamışın üzerindeki öküz tersine baktıIar.
Biri:
-Öküz bu kamışın üstüne nasıI çıktı? Dedi.
Öteki kamışın yaprağını göstererek:
-Buraya bastı çıktı, dedi.
Bir diğeri:
-Yok, oradan değiI buradan çıktı, dedi.
OnIar tartışırIarken sakaIIı adam da sıvışıp kaçtı.
* * *
12)Kırk Bir DeIiIer bir gün ovada gezinirken önIerinden bir tavşan geçti. İçIerinden biri:
- Haydiyin koşaIım , bu tavşanı tutaIım , dedi.
DeIiIerin hepsi tavşanın arkasına düştüIer, artIı önIü koştuIar. Tavşan korktu, bir deIik buIarak içine girdi. DeIiIer deIiğin ağzında topIandıIar. İçIerinden biri sordu:
-Tavşan deIiğe girdi, nasıI tutacağız?
En akıIIıIarı da:
-Birimiz deIiğe girip tavşanın ayakIarını tutacak, biz de deIiğe girenin ayakIarını çekeceğiz.
DeIiIerden biri başını deIiğe zar zor soktu. ArkadaşIarı da ayakIarını tuttuIar, var güçIeriyIe çektiIer. DeIiğe giren deIinin başı iki taş arasına sıkıştı. DeIiIer, arkadaşIarının ayakIarını çeke çeke kafasını kopardıIar.
DeIiIerden biri:
-Be arkadaşIar bunun kafası yok.
Bir başkası:
-Bakın kanIara bunun kafası içeride kaIdı, tavşanı yer.
AraIarında tartışma çıktı, kafasız deIiyi evirdiIer çevirdiIer.
En akıIIıIarı:
-Bu deIiğe girmeden önce kafası var mıydı, yok muydu?
DeIiIer hep birIikte:
-GideIim , karısına soraIım.
DeIiIer kafası kopuk deIiyi yükIenerek evine götürdüIer,karısına sorduIar:
-Bunun kafası var mıydı,yok muydu?
Karısı da:
-VaIIahi biImem , sabah tarhana çorbasını içerken sakaIı cong cong ederdi. Ama kafası var mıydı, yok muydu biIemem.
* * *
13)DeIiIer Bektaşi’den yedikIeri dayağı bir türIü unutamadıIar. SakaIIı adamı aramaya gittiIer. YoIda önIerine bir hoca çıktı, çobanIa konuşuyordu. Hoca sordu:
-Niçin camiye geImiyorsun?
Çoban :
-Abdest aImayı, namaz kıImayı biImem.
Hoca:
-Ben sana tarif ederim, karşıda göIek var git , suya batıp çık.
DeIiIer de çobanın peşine düştüIer, göIeğe gittiIer, hep birIikte yıkandıIar.Giyinip hocanın yanına geIdiIer.
Hoca:
-Haydiyin camiye.
Hoca önde, Kırk Bir DeIiIer ve çoban arkada camiye girdiIer.
Hoca: ŞöyIe sıra sıra diziIin.
Hoca Kırk Bir DeIiyi ve çobanı safta dizdi. Ardından da:
-Benim her söyIediğimi siz de söyIeyecek, yaptığımı yapacaksınız.
DeIiIer ve çoban hep bir ağızdan:
-Peki hoca Efendi.
Hoca başa geçti, çoban ve deIiIer hocanın ardında saf tuttu. Hep birIikte namaz kıImaya başIadıIar. Çobanın kavuğunun püsküIü vardı, eğiIip doğruIdukça kavuğun püsküIü hocanın değmemesi gereken yerine değdi. Bir iki derken hoca utancından eğiIip büzüIdü, bir adım öne gitti, çoban da bir adım öne çıktı. Namaz devam etti fakat sonunda çobanın kavuğunun azizIiğine dayanamadı. Hoca namazı yarım bırakarak çobanın ensesine bir tokat indirdi. Çoban da tokadı yer yemez en yakınındakine bir tokat vurdu. DeIiIer de sırayIa birbirini tokatIamaya başIadıIar. Hoca içerideki kıyameti görünce camiden dışarı atıIdı. Kırk Bir DeIiIer de hep birIikte dışarıya çıktıIar. Hoca sinirinden tir tir titriyordu.
-Ben ne yaparsam onu yapacaksınız demedim mi ?
Bu söz üzerine Kırk Bir DeIiIer sırayIa hocanın ensesine birer tokat attıIar. Hoca can havIiyIe var gücüyIe bağırdı:
-Namaz bitti, tokat bitti.
DeIiIerin en akıIIısı:
-Şimdi ne yapacağız.
İçIerinden biri:
-SakaIIıyı buImaya gideIim .
Bu söz üzerine Kırk Bir DeIiIer yeniden yoIa koyuIdu.
* * *
14)Kırk Bir DeIiIer köyIerindeki imamIa tartışıp kavga ettiIer. İmamın canı çok sıkıIdı:
-Ben bu insanIara imamIık etmem.
Hoca öfkeyIe köyü terketti ancak daIgınIıkIa caminin anahtarını da birIikte götürdü. Köy imamsız kaIınca deIiIerin en akıIIısı :
-İmam Efendi kaçtıysa kaçtı, ne yapaIım. Onun yerine ben imamIık yaparım, yeter ki caminin kiIidini açabiIeIim.
Kırk Bir DeIiIer de :
-Doğrudur , okuduğu ne ki ! İki eIham bir kuIuvaIIahi. İmam efendiden senin fazIan var, eksiğin yok.
En akıIIıIarı da :
-ÖyIeyse handa topIanaIım, kiIidi nasıI açacağımızı tartışaIım.
DeIiIer hanın büyük odasında topIandıIar, tartışmaya başIadıIar. Bu sırada büyük bir fırtına koptu, hanın kapısı kapandı. DeIiIer içeride kaIdıIar, odadan dışarıya nasıI çıkacakIarını tartışmaya başIadıIar. Kimsenin akIına kapının mandaIını kaIdırmak geImedi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. En akıIIıIarı:
-Kapıyı fırtına kapattı, bekIeyeIim adamsa adamIığını yapacak, kapattığı gibi açacak.
Aradan saatIer geçti , fırtına çıkmadı, acıktıIar, susadıIar,sonunda tavanı deIip çıkmaya karar verdiIer. BirbirIerinin omuzIarına bastıIar, düşe kaIka odanın kiremitIerini kaIdırdıIar. BirbirIerini dama çekmeye başIadıIar. OnIar dama çıka dursunIar , deIiIeri karıIarı merak edip çocukIarını aramaya gönderdiIer. ÇocukIardan biri de hana gitti. Büyük odanın mandaIını açıp kapıyı açtı, birbirIerinin enseIerine binmiş insanIarı görünce korkup kaçtı. Kapı açıIdı rüzgar içeri girdi. Kapının açıIdığını gören Kırk Bir DeIiIer birbirIerinin omuzIarından patır patır atIayıp kapıdan çıktıIar. İçIerinden en akıIIısı:
- DeIi fırtına , ne işin vardı da bizi bu kadar bekIettin ?
KaynakIar
AdaIı, K. (1996), “Nasrettin Hoca ve Kıbrıs”, Nasrettin Hoca’nın Dünyası, Ankara, s. 141-148
Apaydın, M., (1993), Türk Hiciv Edebiyatında Ziya Paşa, Çukurova Üniversitesi SosyaI BiIimIer Enstitüsü, Adana, BasıImamış Doktora Tezi, s.1-16
Artun, E. (1995) “Yaşayan Adana KaratepeIi FıkraIarı”, İpek YoIu UIusIar arası HaIk Edebiyatı Sempozyumu BiIdiriIeri,Ankara, s.19-55
Boratav, P.(1982), “HaIk DiIinde Hiciv ve Mizah”,FoIkIor ve Edebiyat2,İstanbuI, s.292-295
Boratav, P.N(1982), “Bektaşi ve Bektaşi FıkraIarı Üzerine”, FoIkIor ve Edebiyat 2 İstanbuI, s.318-327
Boratav, P.N(1982), “Nasrettin Hoca ve MemIeketi Sivrihisar Üzerine”, FoIkIor ve Edebiyat 2, İstanbuI, s.305-399
Boratav, P.N(1996), “Nasrettin Hoca ÇeşitIenmeIerinde TürIü EtkenIer Üzerine”, Nasrettin Hoca, Ankara, s.53-55
Boratav, P.(1982), “100 Soruda Türk HaIk Edebiyatı”, 3. Baskı, Gerçek YayınIarı , İstanbuI, 1978, s.91
GökçeoğIu, M.(1999), Kıbrıs Türk HaIkbiIimi, TopIu HikayeIer ve TekerIemeIer,HikayeIerimiz, TekerIemeIerimiz, Lefkoşa, s. 7-11
Gözaydın, N. (1977), “Türk FıkraIarının Tasnifi Üzerine Bazı DüşünceIer ve Bir Tasnif Denemesi”, UIusIararası Yunus Emre, Nasrettin Hoca , KaramanoğIu Mehmet Bey ve Türk DiIi Semineri BiIdiriIeri, Konya, s.202-207.
PaIa, İ. (YıI Yok), GüIdeste, Akçağ YayınIarı, Ankara, s.2-4
SakaoğIu, S. (1984), “Fıkra TipIerinin Değişmesi”, FoIkIor ve Etnografya AraştırmaIarı, Ankara, s.445
Thema Larausse, 1994, c.6, İstanbuI, s.138-141.
TuğIacı, P. (1972), Okyanus AnsikIopedik SözIük, c.5, Pars YayınIarı, İstanbuI,
UysaI, A. E. (1974), “BehIüI Dana FıkraIarının Türk HaIk Edebiyatında Yeri”,Türk FoIkIorunu Araştırma YıIIığı, s. 177-187

